T
takmakafana🐣 Piliç
❤️ Severim
MUTSUZ KADINLAR PLAZA’SI Evle iş arasında asla değişmeyen bir döngünün kurbanı olmak. sevgilinin flört öncesi dönemde takındığı maskeyi rüzgara savurup mutluluk dörtlüsünün (futbol, seks, kadınlar,bira) paslı direkleri arasındaki "gerçek" dünyasına geri dönerek romantik aşk dansını sarhoş pervanelerin ışık etrafındaki beyhude turlarına çevirmesini izlemek. Benim sevdiğim adam bu mu ?diye sormak. hollywood filmlerinde pişirilmiş plastik esas çocukların biçimli yüzlerine ve aşk çukuru gözlerine bakarak hayallere dalmak. hayaller sinemasının boş salonlarının baktığı perdenin ortasında sonsuza kadar sürecek aşk öyküleri oynatmak ve onlara inanmaya zorlamak. plazanın camlarından uzaktaki yola gözlerini çevirerek gecekonduların frengi iltihaplarının kapladığı cilt gibi işgal ettiği gri tepelerin arasından geçen gri otobana, gri otobandan geçen gri kamyonlara, insansız otobüslere ve tüm bu çamurun üstünde uzanan gri bulutlara bakarak hayatın yalnızca bu griden oluştuğunu düşünerek herşeyden nefret ettiğini düşünmek. Herşeyden nefret etmek.. salak müdüründen, küçük göğüslerinden -iri göğüslü o salaktan-, iri göğüslerinden -dokunsan kırılacak o taş bebeklerden-, şişmanlardan, zayıflardan, etek giydiğinde pis pis bakan çaycıdan, her giriş çıkışında inadına kart soran güvenlik görevlisinden, onbeşdakikadabir rujunu tazeleyen sekreter kızdan, karşı masada göğsünü kaşıyan ve öğle yemeğinde sana asılan aptal heriften, hayatlarından, hayatlardan. evlilik törenlerinden, sahte mutluluk masallarından, tatil köyünde geçirilecek bir haftalık tatil planlarından, sabah masada yenilen simitlerden, diyet ve pasta tarifleri verenlerden, asmalı konak muhabbetlerinden, taksitlerden, dedikodulardan, personel servislerinde beklerken yapılan boş sohpetlerden, poşet çaydan, soğuk yemekhane masalarından, evlendiğinin beşinci yılında aşkın çoktan bittiğini acıyla farkederek artık ayda bir seviştiği kocasının yerine yakışıklı satışçıların biriyle yatağa girdiğini hayal eden fön görünümlü kadınlardan, evlendiğine pişman olduğu karısının yerine onunla seviştiğini hayal eden erkeklerden, "ne olacak bu fenerin halinden", "ay biz tasvip etmiyoruz öyle programları ama insan başına geçince" diye başlayan televole muhabbetlerinden, koğuş insanlarını sosyalleştirme komitesi tarafından toplu alınan tiyatro biletlerinden... başka bir dünya düşlemek, nick cave ile seviştiğini düşünmek. eve geldiğinde elektrikleri yakmak yerine bir şişe konyak ile mum ışığında oturup sabaha kadar nick cave dinleyerek ağlamak istemek. buzdolabının çıplak duvarlar arasında parlayan soğuk ışığından kaçmak, pencereden gördüğü çıplak ağaç dallarına yağan yağmur damlalarına katılarak toprakta eriyip gitmek istemek. istifayı basıp egede bir kasabada güneşe başını çevirerek kahvaltı yapacağı bir hayatı düşlemek. mastürbasyon yaparken hayal ettiği o herife gidip "bu gece sevişelim mi?" diye sorabilecek cesarete sahip olmayı, barda yanına yaklaşan çocuğa "evet" diyebilmeyi ya da en basitinden evdeki öküzden boşanıp başka bir hayata adım atabilmeyi istemek. başka bir sevgili, başka bir hayat, başka bir iş, başka bir ülke, başka bir ruh; kocaman kıpkırmızı bir başka dilemek. sonra da hiçbirşeyi değiştiremeyeceğini bilerek başı önde geri dönmek...
16

Yorumlar (...)

Yorum yazmak için giriş yapın

Yükleniyor...